|
Efendimizin fetânetinin ayrı bir buudu da, O'nun, karşısına çıkan bütün problemleri -hangi sahaya ait olursa olsun- gayet rahat ve tereyağından kıl çekme kolaylığında çözmesidir ki, bu husus da yine O'nun risâletine şehâdet eden bürhanlardandır.
Başarılı bir idareci ve lider için bazı önemli hususlar vardır. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralamamız mümkündür: 1. Liderin sunduğu mesajlardan hiçbiri hayatla zıtlaşmamalı ve o, bu mesajların geçerliliği hususunda, hem bugün, hem de yarınlar adına emin olmalıdır. Bir insan, gözleriyle gördüğü bir vak'âyı, nasıl hiç çekinmeden ve tereddüt etmeden anlatır, anlatırken de asla yalanlanacağından korkmaz; zira kendinden emindir! Lider de sunduğu mesajlarda aynı duyguyu ve aynı emniyeti taşımalı ve o mesajın doğruluğuna, gözüyle gördüğü bir hâdiseden daha kat'i inanmalıdır. Hattâ, muvaffakiyeti için sadece kendi inancı da kâfi değildir. Aynı zamanda bu mesajın hayatla zıtlaşmaması da gerekmektedir. Yani sunulan mesajlar, hayatın dönen çarkları içinde, tıpkı sırlı kapıların açılıp kapanması gibi onların açılış ve kapanışını kendi hesabına değerlendirmeli ve o kapılara takılmamalıdır. 2. Lider, tebliğinde ısrarlı olmalıdır. Ayrıca o, mesâisini insan yetiştirmeye teksif etmeli, sürekli insan unsuruyla meşgul olmalı ve onun çalışmalarında, kültür her zaman ağırlığını muhafaza etmelidir. 3. Lider, kadrosundaki elemanları çok iyi tanımalıdır. Kimi, neden mes'ûl tutacağını; kimden neyi ve ne ölçüde bekleyeceğini; kime hangi işi tevdî edeceğini çok iyi bilmelidir. Bunun yanında o, plânladığı işlerin seyrini öyle ayarlamalıdır ki, ortadaki insan da, en aksiyoner insan da bu seyrin hızından rahatsızlık duymamalıdır. Ayrıca lider, bugünün işlerini dünden, yarınınkileri de bugünden görmeli ve ona göre plânlamalıdır ki, bugünkü işlerin plânı, yarınkilerin tatbikini aksatmasın. Aksi halde yarının işleri ile bugünün işleri hep birbirinin aleyhinde işler. Evet, hakiki lider, seneler sonrasını dahi bugün, toplumda gelişen hâdiselere göre tesbit etmelidir ki; bugünkü işlerimizi yarınki sürprizler bozmasın. 4. Lider, tebasına ait bütün problemleri çözmeye açık olmalıdır. Bu problemler, ferdî, ailevî, idarî, adlî, iktisadî ve içtimaî olabilir. Lider bunların hepsini gayet rahatlıkla çözmelidir. 5. Liderin ortaya attığı teklif, direktif ve prensipler hep tatbik edilebilir cinsten olmalıdır. Başarılı bir lider tatbik edilemeyecek ütopik tekliflerden, her zaman kaçınır. Aynı zamanda o, kendi tekliflerini herkesten önce yaşayan ve ortaya attığı şeylerin hepsine en ince teferruatına kadar riâyet eden insandır. Diğer önemli bir husus da, liderin gaye-i hayâli olan prensipler, esaslar, zamanla aşınmamalı ve her zaman canlılığını koruyabilmelidir. Öyle ki, her devrin insanı ona müracaat ederken, hayat çeşmesinden kevser içiyor gibi, o düsturları almalı ve onlarda bütün dertlerine derman bulmalıdır. Senelerin, asırların geçmesi bu esasları değiştirmemeli, aksine her geçen zaman onlara daha da yenilik ve revnak kazandırmalıdır. Başarılı bir liderde aradığımız ve birkaç maddesini saydığımız bu hususlar, bütünüyle ele alındığında, görülür ve müşahede edilir ki, dünyanın en başarılı lideri, fetânet-i a'zam sahibi Hz. Muhammed Aleyhisselâm'dır. Öyle ki bu hükme, bütün peygamberler de dahildir. Zira O, saydığımız vasıfların hepsini, zirvede ele almış, zirvede yakalamış ve zirvede temsil etmiş müstesna ve seçkin bir şahsiyettir. O'nun gibi bir ikinci şahsı göstermek de mümkün değildir. Zaten, bizim bir îman olarak kabullendiğimiz bu hakikati, bugün batılılar, bilgisayar ve kompüterler vasıtasıyla yeni yeni keşfetmeye -keşifleri, onları ve onlar gibilerini ikna ederse sevinirim- başladılar. Bazılarına göre sürpriz sayılan bu tesbitin esası şudur: Değişik şahıslar, onları büyük yapan bütün vasıfları, tesbit edilip bir kompütere verilecek.. sonra da namzetlerden hangisinin en büyük olduğu, büyüklük kriterlerine göre ortaya çıkarılacak. İşte uzun çalışmalar neticesinde ve denemeleri tekrar tekrar gözden geçirme sonucunda kompüter ekranları, bir zatın birinciliğini gösteriyordu; o da insanlığın iftihar tablosu Ruh-u Seyyid-i Enâm'dı (sav). Evet, O da bir beşerdi ama, beşer gibi yaşamamıştı. O, en büyük lider, en büyük önder ve en büyük pişdârdı.. ve kendi gibi doğmuş, kendi gibi yaşamıştı. Şimdi isterseniz, yukarıda mücerret bir fikir vermek için takdim ettiğimiz hususları müşahhas misallerle biraz daha açalım: Efendimiz, insanlığa öyle mesajlar getirmiştir ki bunların hiçbiri hayatla zıtlaşmamış ve hayata ters düşmemiştir. Hem O, söylediği bütün sözlerini kendinden gayet emin olarak söylemiş ve hiçbir zaman tereddüt ve kuşku soluklamamıştır. Söylediği sözler arasında, arştan ferşe; cennetten cehenneme, ilk insandan kıyamete kadar birçok meselenin şerh ve izâhı vardır. Bilhassa ümmetiyle alâkalı hâdiseleri, bazen isimler de vererek, bir bir saymış ve anlatmıştır. Hem de, sanki bir televizyon ekranında seyredip de anlatıyor gibi anlatmış ve hiçbir teşevvüş emaresi göstermemiştir. Evet O, anlattıklarından hep emindi; zira Cenâb-ı Hak, Kitâb-ı Mübîn ve İmâm-ı Mübîn'i O'nun gözleri önüne sermiş ve büyük ölçüde kaderî bütün levhaları O'na müşahede ettirmiştir.. O, görüyor ve anlatıyordu. Bu itibarla, elbette ki, böyle bir Zât'ın getirdiği prensipler de "ebed-müddet" ömürlü olacaktır. Sultanü'ş-Şûara Necip Fazıl, ne güzel der: "Yarın bizim elbet bizimdir, Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir." Şâirimiz, bu sözleriyle inanmış bir insanın emniyet ve güvenini ifade ediyordu. Bir de bu sözler, Efendimizin dâvâsı açısından ele alınınca ayrı bir derinliğe ulaşır. Günler doğup batabilir, yıllar ve asırlâr geçebilir. Ama, Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın getirdiği mesajlar ebedlere kadar bâki kalacaktır!
İlgili Yazılar:
|