|
Fethullah Gülen
|
|
16.05.2006 |
|
Meydana çıkılacağı zaman da, o duruma göre en uygun şekilde hazırlanmak bir vecibedir. Ve tabiî en başta da moral gücü bakımından hazırlanmak gelir. Askerlik ilminin mütehassısları, harpte moralin ne demek olduğunu çok iyi bilirler.. bilir ve hassasiyetle üzerinde dururlar. Morale, dayelik ve kaynaklık yapacak olan da, hiç şüphesiz îmandır. Îmanı olmayan bir insanın muharebe meydanında ciddi bir performans göstermesi düşünülemez. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Fethullah Gülen
|
|
16.05.2006 |
|
İtaat çok önemlidir. Ondan daha önemli olanı da, bedevi bir toplum içinde o itaat şuurunu geliştirmektir. Evet, o cahilî toplumda kimse kimseyi dinlemez ve kimse kimseyi kabullenemezdi. Ama O, deneye deneye onları öyle bir itaata alıştırdı ki, bir gün on sekiz yaşındaki bir çocuğu, içinde Ebû Bekirlerin Ömerlerin, Osmanların, Alilerin ve daha nicelerinin bulunduğu bir ordunun başına kumandan tayin ettiğinde, bir iki sesin dışında kimse sesini çıkarmamıştı...[1] |
|
Devamını oku...
|
|
|
Fethullah Gülen
|
|
16.05.2006 |
|
Allah Resûlü iyi bir asker olarak daima değişik taktikler uygulamıştı. Bir defasında uyguladığı taktiği, âdeta bir başka defa uygulamıyordu. Onun için, hasımları, O'nun karşısında daimî bir şaşkınlık yaşıyorlardı. Günümüzde çok kullanılan, fakat o zamanlarda fazla bilinmeyen "kerr u ferr" ki, hücum etme, saldırma, geriye çekilme, düşmana beklenmedik baskınlar yapma.. Kureyş'in kafasını allak-bullak etmişti. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Fethullah Gülen
|
|
16.05.2006 |
|
İslâm açığa vurulunca, baskılar arttı ve bunun üzerine şehit olanlar da oldu. Sümeyye gibi, Yâsir gibi ve daha niceleri. Kimisi açlıktan, kimisi işkenceden, kimisi sînesinden yediği bir mızrak, bir oktan.. ve derken hicretler başladı... Habeşistan'a hicret, kendi kentlerine geriye dönüş ve ilerde gerçekleşecek olan Medine'ye hicret ve hüzün senesi; Hz. Hatice-i Kübrâ ve Ebû Tâlib'in birden vefat etmesi ve esbab açısından Allah Resûlü'nün bütün bütün desteksiz kalması... Aslında Allah (cc), sebepler adına, O'nun dayanabileceği her şeyi koparıp O'nun elinden alıyor, O'na, sürekli Müsebbibü'l-Esbab'a teveccüh yollarını açıyordu. Zira sebepler bütün bütün sükut etmezse, fıtrat ve tabiat kanunları için mukarrabin ölçüsünde Müsebbibü'l-Esbaba teveccüh tahakkuk etmez. Sebebler bütünüyle yok edilmeli ki insan, o esnada fıtrî meyillerinin yanında ızdırarî ve cebrî olarak da "Allah"a yönelip tevhîd nurunun sırlarını sezebilsin.. sezebilsin de vicdânında sırr-ı ehadiyet zuhur etsin.. tıpkı Yunus b. Mettâ'da olduğu gibi.. sonra da O'na yaptığı gibi sahil-i selamete çıkarsın ve şecere-i yaktîn altında, ona görmesi gerekli olan nûr-u a'zamı göstersin. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 113 - 126 Toplam: 172 |